“BİR MİNOS HİKAYESİ” Sergisi

“Bir Minos Hikâyesi”
Küratörlüğünü Nevin Yalçın Beldan’ın üstlendiği “Bir Minos Hikâyesi” başlıklı seramik sergisi, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Bodrum Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü öğrencilerinin üretimlerinden oluşmaktadır.
Sergi, Antik Ege dünyasının önemli uygarlıklarından biri olan Minos kültürünü, tarihsel ve mitolojik referanslar bağlamında ele almakta ve öğrencilerin bu çok katmanlı kültürel mirası çağdaş seramik sanatının ifade olanakları üzerinden yeniden yorumladıkları çalışmaları bir araya getirmektedir.
“Bir Minos Hikâyesi”, geçmiş ile bağ kurarak, katılımcıların tarihsel belleğe yönelik kişisel ve kolektif okuma biçimlerini görünür kılmayı amaçlamaktadır. Sergi, daha önce Bodrum’da Osmanlı Tersanesi’nde, sonrasında Muğla’da Bilim ve Sanat Evi’nde izleyiciyle buluşmuştur. Gördüğü ilgi üzerine, şimdi de Datça’da doğanın içinde eski bir taş yapı olan Maison Magi, seramiği kavramsal ve düşünsel bir ifade aracı olarak ele alan ve biçim, yüzey, malzeme ve anlatı ilişkileri üzerinden kurgulanan işlere odaklanan bu serginin yeni ev sahibi olacaktır. “Bir Minos Hikâyesi”, farklı mekânlarda yeniden sergilenmesi aracılığıyla, yapıtların sergilendikleri mekânla kurdukları ilişkilerin nasıl dönüştüğünü görünür kılmakta; aynı üretimlerin, değişen mimari ve mekânsal bağlamlar içinde yeni okuma olanakları sunduğunu ortaya koymaktadır. Bu yönüyle sergi, yalnızca içerik değil, mekânla kurulan ilişki üzerinden de yeniden anlamlanan dinamik bir yapı sunmaktadır.
Aramızdaki Tuzlu Su’yu hesaba katmazsak ne kadar da yakınız birbirimize…
“Kültür, kendisine yabancı olan herkse kapalıdır” diyor Sorokin bir anlatımında. Onun fikrini benimsersek, Karya topraklarında yaşayan biri için Minos’un kültürüne yabancı olmak imkansız.
Bu serginin katılımcıları, büyük bir kültürün izini sürdüler ve tıpkı Bach’ın kendinden olmayan, hatta tamamen yabancı bir tema üzerine bir füg yazması gibi, başkasına ait olan ama bir o kadar da kendinden olan bir kültür üzerine önce nesnesiz bir zihin haritası oluşturdular, sonrasında ise duyguyla yoğrulmuş düşünceleri terracota ve sesle buluşturdular.
“Bir Minos Hikâyesi”, gerçekten bir hikâye anlatır bize. Arkeolojinin sınırlarında gezinse de, bir arkeoloji sergisi değildir ya da kronolojik bir tarihin analitik disiplini içinde katılaşmaz. Aksine kişisel dışavurumlarla ve sergiyi adeta kadim çağlara yapılan bir yolculuğa da dönüştüren bir ses enstalasyonuyla, kültürü toplumsal bir tasarıya ve sanatsal bir görüye dönüştürür.